21.5.19

Bu iki Kur’an kıraati sayesinde sabaha kadar muhafaza olunur


Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Her kim akşam olunca Ha-mim el-Mü’min süresini baştan, 3. (dahil) ayetine kadar ve Ayete’l-Kürsiyi okuyacak olursa bu iki Kur’an kıraati sayesinde sabaha kadar muhafaza olunur. Kim de aynı şeyleri sabahleyin okursa onlar sayesinde akşama kadar muhafaza edilirler.” (Tirmizi, Sevabu’l-Kur’an 2, (2882).)
.
“Kur’an’ın en faziletli âyeti Bakara sûresindeki Âyetü’l-kürsi’dir. Bu âyet bir evde okunduğu zaman şeytan oradan uzaklaşır. ” (Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’an, 2)


el-Mü`min  SÛRE-İ CELîLESİ (1-2-3. Ayetleri ve  Âyetü’l-kürsi
Bismillahirrahmanirrahim
1.Hâ mîm.
2.Tenzîlul kitâbi minallâhil azîzil alîm(alîmi).
3.Gâfiriz zenbi ve kâbilit tevbi şedîdil ikâbi zît tavli, lâ ilâhe illâ huve, ileyhil masîr(masîru).

Allâhu lâ ilâhe illâ huvel hayyul kayyûm(kayyûmu), lâ te’huzuhu sinetun ve lâ nevm(nevmun), lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fil ard(ardı), menzellezî yeşfeu indehû illâ bi iznih(iznihî) ya’lemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum, ve lâ yuhîtûne bi şey’in min ilmihî illâ bi mâ şâe, vesia kursiyyuhus semâvâti vel ard(arda), ve lâ yeûdühü hıfzuhumâ ve huvel aliyyul azîm(azîmu).


----------------------------------------------------------------------
MÜMİN SÛRESİ TÜRKÇE OKUNUŞU

Bismillahirrahmanirrahim
1.Hâ mîm.
2.Tenzîlul kitâbi minallâhil azîzil alîm(alîmi).


3.Gâfiriz zenbi ve kâbilit tevbi şedîdil ikâbi zît tavli, lâ ilâhe illâ huve, ileyhil masîr(masîru).

el-Mü`min  SÛRE-İ CELîLESİ (1-2-3. Ayetleri Meali )
Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle!
1 -  Hâ! Mîm!
2 - O kitabın indirilişi, O Azîz ve Alîm olan (her hangi bir kişinin Kendisi adına yalan uydurmasına en gel olacak güce sahip olan ve kitabına inanan-inanma yan herkesi hakkıyla bilen) Allâh tarafındandır;
3 -  (Müminlerin) günahları(nı bağışlayıp) örten, tevbeleri(ni) kabul eden, (inkâr edip isyan edenlere karşı) azâbı çok şiddetli olan ve (iman edip salih amel işleyenlere) fazlaca lütuf sahibi bulunan (O Allâh) ki, Kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur. Son varış ancak O’nadır! (Artık O, itaatkâr ve is yankâr olan herkese kar şılığını verecektir.)

Bakara Suresi 255-256. Ayetler
Ayetel Kürsî:
اَللّٰهُ لاَ إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِّنْ عِلْمِهِ إِلاَّ بِمَا شَاء وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَلاَ يَؤُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ
.

Allâhu lâ ilâhe illâ huvel hayyul kayyûm(kayyûmu), lâ te’huzuhu sinetun ve lâ nevm(nevmun), lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fil ard(ardı), menzellezî yeşfeu indehû illâ bi iznih(iznihî) ya’lemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum, ve lâ yuhîtûne bi şey’in min ilmihî illâ bi mâ şâe, vesia kursiyyuhus semâvâti vel ard(arda), ve lâ yeûdühü hıfzuhumâ ve huvel aliyyul azîm(azîmu).

255-   Allâh ki; Kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur! (Başı sonu olmayan, Zât’ına ait bir hayatla) Hayy’dır; (yaratıklarını yönetme ve koruyup kollama işini dâima üstlenmiş bulunan bir) Kayyûm’dur. Ne (uyku öncesindeki) bir gevşeme, ne de bir uyku Kendisini tutmaz. Göklerde olanlar ve yerde bulunanlar (, mülkiyet ve hâkimiyet bakımından) sadece O’na aittir. Kimdirşu kimse ki, O’nun izni olmadan nezdinde şefaat edebilecektir? O, (yaratıklarının) önlerinde olanları da, arkalarında bulunanları da (; onların geçmiş-gelecek, dünya-âhiret, görülen ve görülmeyen her şeylerini) bilmektedir. (Öğretmeyi) dilediği şeyler hariç, onlar O’nun ilmi(nin tealluk ettiği sonsuz bilgileri)nden hiçbir şeyi kavrayamazlar. (Arş’ının önündeki tahtı olan) Kürsü’sü (ise) gökleri ve yeri kaplamıştır. O ikisini(n yedi kat tabakalarını) korumak Kendisine hiç de ağır gelmez. (Eş ve benzerden, tüm noksanlık emâreleri ve sonradan olma belirtilerinden son derece yüce olan) Aliyy de; (Zât’ına nispetle, her şeyin değersiz kalacağı bir büyüklük sahibi olan) Azîm de ancak O’dur!
256 -  O (İslâm) din(ine giriş)de hiçbir zorlama yoktur! Gerçekten (ortaya çıkan bunca delillerden sonra,) o doğruluk(tan ibâret olan iman), o eğrilik(le eşdeğer olan kâfirlik)ten (seçilerek) iyice belirgin hale gelmiştir. Artık her kim o tâğûtları(; şeytanı ve putları) inkâr eder de, Allâh’a inanırsa; işte o, kendisi için hiçbir kopma (söz konusu) olmayan o en sağlam kulpa kesinlikle sıkıca tutunmuştur. Allâh (, bâtılı reddedip, kelime-i şehâdet getirenleri çok iyi duyan bir) Semî’dir; (kalplerdeki inançlar dâhil her şeyi lâyıkıyla bilen bir) Alîm’dir.
Bu âyet-i kerîmenin ifâdesi vechile; kimse İslâm’a girmek için zorlanamaz. Zaten böyle bir zorlama neticesinde kalbinde tasdik bulunmadığı halde: “Ben Müslüman oldum!” diyen, Allâh katında Müslüman sayılmaz. Bu manada “Dinde zorlama yoktur!” Ama bir kişi hür iradesiyle İslâm’ı kabul ettikten sonra, onun hükümlerini tatbike mecburdur. Bunu isteyerek yapmıyorsa, Allâh tarafından meşrû’ edilen zorlama yöntemleri devreye sokulur. Nitekim Ahzâb Sûresi’nin 36. âyet-i kerîmesinde geçen: “Allâh ve Rasûlü, bir iş(in yapılmasına veya terk edilmesin)e hükmettiği zaman, inanan hiçbir erkek ve kadın için, onların emrinden (ayrılma konusunda bir) seçim hakkı yoktur!” ifâde- i celîlesi, İslâm’ı seçenlerin, onun hükümlerini tatbik edip etmeme hürriyetine sahip olmadıklarını, aksi takdirde âşikâre bir sapıklığa düşeceklerini açıkça ortaya koymaktadır. Nûr Sûresi’nin 2. ve 4. âyet-i kerîmelerinde; zinaya yüz, iftiraya ise seksen sopa gibi caydırıcı cezaların takdiri de, Müslümanların günah işleme hürriyetine sahip olmadıklarını, değilse âhiretten önce dünyada da cezaya çarptırılacaklarını göstermektedir ki bütün bunlar İslâm’ın, yapılması veya bırakılması icap eden meselelerde gerektiği zaman zorlamaya başvurduğunun açık örneklerindendir. Tabiî ki bütün bunlar, ferdin ve toplumun düzeni için meşrû edilmiştir. İçki içen ve namazı terk edenler hakkında tespit edilen darp ve hapis cezaları da konumuzun örneklerindendir. Bu konuda misaller çoğaltılabilir!
Disqus Comments